ROTA 7

DetaylarMarmaris Göcek Kaş Finike Kıbrıs

2 haftalık uzun ve zor bir rotadır. Uzun bacakları olması yüzünden mil yazmak isteyen, açık denizde gece gündüz seyir yapmayı tercih edenlerin bir rotasıdır. Rüzgar ve hava durumuna gore değişebilmesine ragmen genellikle uğranılan yerler: :

Detaylar

 


Finike

Finike ilçesi antik çağda ise Likya (Teke Yarımadası) olarak adlandırılan bölgede bulunmaktadır. Teke Yarımadası'nda M.Ö. 3. bin yıldan beri şehirleşme vardır. Fakat yapılan arkeolojik araştırmalar bu bölgede 2. Bin yıldan eskiye giden bir kent henüz tespit etmemiştir.
Elmalı yakınlarında yapılan kazılar erken bronz çağı yerleşimini ortaya çıkarmıştır. Finike ilçe sınırlarında ve yakın çevrede birçok tarihi kalıntı bulunmasına rağmen bunların tarihi Semahöyük kadar eskiye gitmemektedir. Bu kalıntılarda yapılan arkeolojik araştırmalarda elde edilen bulguların en eskileri Likya uygarlığından kalanlardır.
Eski çaglarda ve Finike'nin ilk kuruldugu zamanda bu bölge, "Likya" olarak adlandirilirdi. O zamanki Likya; Doguda Pamfilya, batida Karya, kuzeyde ise Psidya seklinde adlandirilan bölgelerle çevrili idi. Ilk Finike, Fenikeliler tarafindan V. Yüzyilda Phanikos adi ile, Aykiricay Suyu'nun denize döküldügü yerde kurulmustur. Uzun yillar Likya'nin baskenti olan Limyra'nin tarim ürünleri ihraç ettigi bir liman görevi yapmistir. Bu özelligiyle Fenikelilerin en önemli ticaret merkezlerinden biri olmustur. Finike adinin, Fenikelilerden dolayi verildigi de rivayetler arasindadir.

Doğu Akdeniz ticaretinin gelişmesi önce Persler'i, daha sonra Büyük İskender'i Likya'ya çekmiş ve İskender M.Ö. 330 yılında bütün Likya'yı denetimi altına almıştır. Likyalılar bu istilaya karşı koymamışlar ve teslim olmuşlardır. Büyük İskender'in ölümünden sonra denetimin zayıflaması, zaman zaman Suriye, Mısır ve Rodos'un Likya'da hegomonya kurmalarına yol açmıştır. Erken Hristiyanlığın başlamasıyla Myra (Demre) bölgede yayılan Hristiyanlığın merkezi haline gelmiştir. Helenler ve Romalılar döneminde her türlü değerlerini kaybeden Likyalılar Bizans hakimiyeti ile eriyip gitmişlerdir. Bizans döneminde kısa dönemli Arap saldırı ve işgallerini yaşayan bölge, Bizans hakimiyetinden sonra 1207-1308 yılları arasında Anadolu Selçuklu Devleti'nin hakimiyetinde kalmıştır. 1426 yılında Osmanlı idaresi başlamıştır. Osmanlı idaresinde Elmalı kazasına bağlı bir nahiye merkezi iken 1914 yılında kaza olan Finike 1919-1921 yılları arasında İtalyanların kısa süren işgaline uğramıştır.

Çevresi çam ağaçları ile kaplı ilginç bir koya sahip. Karadan denize ters rüzgarlar alıyor ve bu yüzden rüzgar gücünün egemen olduğu geçmiş yıllarda yelkenliler bu koya giremeyip medeniyet izlerini Olympos, Phaselis, Antalya limanlarına taşımışlar. Adrasan ismi Rumca'dan geliyor ve belde yeni adıyla Çavuş köy olarak da tanınıyor. Sırtını Beydağları'na dayamış olan koyun zemini kum ve denizi sığ çevresi ise karayolu olmayan birbirinden ilginç doğal güzelliklerle dolu. Çevre gezilerine meraklı olanlar için Olympos antik kenti, sönmeyen ateşiyle mitolojik dağdaki Yanartaş, en yakın gezi yerleri. Çıralı, Kaş, Demre, Myra, Patara, Xantos, Phaselis ve Antalya ise diğer uğrak yerleriniz olabilir.
Antik çağın Likya topraklarında süren gezinizde Olympos'dan sonra tanışacağınız bu bölge Antalya körfezinin batısındaki son limandır. Adrasan koyu, yaz aylarında mavi yolculuğa çıkanlar için önemli bir uğrak yeridir. Kış aylarında bile rüzgarın uğramadığı bu koyun sahili gezginlerin de uğrak yeridir.

finike4.jpgfinike1.jpgfinike3.jpgfinike2.jpg

KIBRIS

6000 yıllık bir tarihe sahip olan Girne ve çevresi Kuzey Kıbrıs'ın en gözde tatil yeridir. Girne bölgesinde, yerleşim tarihi Neolitik zamana kadar uzanır. Anadolu'nun sahil uygarlıklarının etkisi altında kalarak, Bronz Çağda bölgedeki nüfus artmıştır. Girne İÖ 12-2 yy.a kadar bağımsız bir krallıktı, fakat o yıllardan sonra, salamis tarafından devralındı. Girne isminin, o zamanlara kadar uzandığına inanılmaktadır. Ptolemy (Salamis Kralı) şehre, Yıldırımlı Afrodit anlamına gelen ''Keravnia'' ismiyle hitap edermiş. 10.yy.da Fenikeliler Girne'ye yerleşip bir ticaret noktası kurdular. Kent, Ege Bölgesinden gelerek küçük gruplar halinde yaşayan toplulukların yerleşim merkezi olmuştur. Kıbrıs'ın 10 Krallığından birinin merkezi olan Girne, adaya ait birçok medeniyetin izini taşıyan tarihi bir kenttir. İlk yerleşim alanı olarak kıyılar tercih edilmiştir. Kentte tarih sırasına göre Mısır, Hitit, Fenike, Pers, Büyük İskender, Roma, Bizans, İngiliz, Lusignan, Ceneviz, Venedik, Osmanlı ve İngilizler hakimiyet sürmüşlerdir.
Girne'nin eski liman bölgesi Bizanslılar tarafından savunulabilecek bir duruma getirilmiştir. Lüsignanlar ve Venedikliler Kale'nin çevresini yeniden yapıp geliştirmişler ve birçok binayı da bu dönemde inşa etmişlerdir. Günümüzde şehrin etrafında görülebilen tahkimat kalıntıları, Lusignan döneminde saldırılara karşı korunmak amacı ile yapılmıştır.
Venedikliler'in barutu bulmaları ile tahkimat duvarları önemini yitirmiş ve günümüze liman ortasındaki kule, liman kıvrımındaki kule ve eski gümrük binası olan Marina'nın karşısındaki kule gelebilmiştir.

Kent 1570 yılında Osmanlılar'ın eline savaşsız olarak geçmiş ve bu dönemde Girne Limanı önemsiz bir liman haline gelmiştir. İngiliz İmparatorluğu döneminde sömürgeler arasında seyahat eden askerler ve yakınları için sayfiye olarak güzel bir tatil yeri olmuştur.
Bugün de aynı özellikleri taşıyan Girne, Akdeniz'in ender bulunan dinlendirici tatil yerlerindendir. At nalı şeklindeki limanı çevreleyen restoran ve küçük oteller Kıbrıs - Türk mutfağına ve ülkemize özgü yemeklerin yanında diğer yemekleri de büyüleyici bir atmosfer içinde hizmete sunmaktadırlar.
Tarihi Liman, Girne Kalesi, Batık Gemi Müzesi, St. Hilarion Kalesi, Bellapais Manastırı, Beylerbeyi, Bufavento Kalesi, Folklor Müzesi, Hz. Ömer Türbesi, Ağa Cafer Paşa Camisi, Barış ve Özgürlük Müzesi, Karaoğlanoğlu Şehitliği, Deniz Şehitleri Anıtı, Boğaz Şehitliği, Vrysi ve Lambusa ören yerleri ve çeşitli kilise ve manastırlar görülmeğe değer tarihi yerlerden bazılarıdır.
Günümüzde Girne'nin isminin nereden geldiği hakkında iki rivayet vardır. Bir söylentiye göre M.Ö. 10. Yüzyıl'da Akalar tarafından kurulan kente Kyrenia adında ülkelerinde bulunan bir dağın ismini vermişlerdir. Bir diğer söylenti ise M.Ö. 9. Yüzyıl'da kente ilk Fenikeliler'in yerleştiğidir. Roma kaynaklarında kentin ismi Corineum olarak geçmektedir. 1211'de Kıbrıs'ı ziyaret eden Seyyah Oldenburg kente "içinde sur ve burçları olan küçük yalı kasabası" demiştir. Kentin ismi birçok değişikliğe uğrayarak bugünkü Girne adını almıştır.
Yeşil bir bitki örtüsüne sahip ada her mevsim ayrı çiçeklerle kaplanır. Girne'de toprak verimli olduğu için limon, mandalina, harnup, zeytin, portakal, greyfurt ağaçları, kıyı şeridinde okaliptüs, dağlık bölgelerinde çam ağaçları yetişmektedir. Bitki örtüsü açısından (özellikle dere yataklarında) zengin olan şehrin 12.5 km çapında bir alanındaki derelerde yapılan bir araştırmada, 62 farklı familyaya mensup 185 farklı bitki türü tespit edilmiştir.] Bunların içinde dört endemik ve 16 nadir görülen tür de bulunmaktadır.

Göcek

Göcek; Fethiye Körfezi içerisinde yer alan ve Göcek Koyu olarak anılan sahil bandında yoğunlaşmış bir yerleşim yeridir. Denize açılan Güney yönü hariç etrafı dik Toros dağlarıyla çevrili olan Göcek, bu dağların arasına sıkışmış sınırlı bir araziye sahiptir.
Göcek içinde bulunduğu körfezin coğrafi yapısı nedeni ile sakin ve korunaklı bir liman görevi görmektedir. Birbirinden güzel sayısız koyları, irili ufaklı adaları ve turkuaz suları ile tatilciler ve deniz tutkunları için aranan tüm özellikleri bünyesinde barındırır. Göcek koyunun bu özellikleri açık deniz ve mavi yolculuk sevenlerin tekneleri için de mükemmel bir mola verme ve barınma noktası olmuştur.

Göcek, geçmişte Likya uygarlığının gelişmiş iki kenti olan Telmesos (Fethiye) ve Kaunos (Dalyan) arasında kalmış bir Likya yerleşimidir. Ne yazık ki bir çok nedenden ötürü antik Kalimçe'den bugüne çok az yapı kalmıştır. Ana yerleşim alanı da net olarak tespit edilemediği için de herhangi bir kazı çalışması yapılmamıştır. Ana kaynak olan antik dönem yazarlarının da eserlerinde varlığı ve hikayesi hakkında yeterli bilgi vermemesi yerleşimin geçmişinin sır olarak kalmasını sağlıyor. Ancak koylarda ve Fethiye yolu üzerinde rastlanan kaya mezarları, anıt mezar ve hamam görülebilir. Ayrıca Tersane Adasında antik ve yakın dönemden kalma kalıntılar bulunmaktadır. Bölgenin coğrafi yapısı dikkate alındığında mitolojide yeralan Daidalos ve Ikarus efsanelerinin de Göcek'te geçtiği düşünülebilir.
Göcek'ten tekne turları ile ulaşılan Kapıdağ yarımadası üzerinde ise Krya, Lisai ve İydai antik kentleri bulunmaktadır. Ulaşım zorluğu nedeni ile bu antik yerleşimlerde de kazı yapılamamıştır. Ancak bu yerleşimlerden günümüze görülebilir kalıntılar ulaşmıştır.

YASSICA ADALAR
Öyle küçücük adalar ki, tek tek adları bile yoktur. Hepsine birden Yassıcalar denilip geçilmiş. Adalarda hiç bir tesis yok. Büyükçe olanının denize uzanan kumsallı burnunun ucunda küçücük bir havuzcuk oluşuyor. Minik bebekler için özel olarak yapılmış gibi. Burada adalar arasında yüzme macerasını da korkmadan deneyebilirsiniz. Adalar arasındaki en yakın mesafe 12 metredir. Yarım saat kadar yüzebiliyorsanız dört adayı dolaşabilirsiniz. Dilerseniz adalara çıkıp yürüyebilirsiniz. Yalnız yanınızda spor ayakkabı bulundurmayı unutmayın.

GÖCEK ADASI
Göcek Adası, Göceğin doğal bir liman olmasındaki en büyük etkendir. Göcek'in tam girişinde bulunduğu için Göcek'i Gün Doğusu, Keşişleme ve Kıble yönünden esen rüzgarlardan büyük bir oranda korur. Bu ada üzerinde irili ufaklı çok sayıda plaj vardır. Yatçılar tarafından en çok ziyaret edilenleri batı yönündeki batı koyu ve doğu yönündeki incirli koy'dur. Adada incirli koy dışında hiç bir ticari alan yoktur. İncirli koy'a yaz aylarında Göcek Belediye Marinasıdan her saat başı dolmuş tekneler çalışmaktadır. Aynı zamanda bu tekneler her saat başında koydan Göcek yönüne haraket etmektedir.

ZEYTİNLİ ADA
Yassıcaların güney ucunda. Adından da anlaşılacağı üzere ada zeytin ağaçlarıyla kaplı. Özel mülk olan tek ada. Adada Osmanlı dönemine ait bir zeytin sıkma atölyesi de var.

GÖSÜN KOYU
Domuz adasının güneyinde, girişi epeyce dar, çevresi çam ve zeytin ağaçlarıyla kaplı uzunca bir koydur. Koyun uç noktasında karaya çıkanlar, kaya mezarları ve antik kalıntılarla karşılaşacaklardır.

AYTEN KOYU
Club Marina'nın yanından geçerek devam edeceğiniz yol sola doğru keskin bir dönüş yapıp, deniz seviyesine indiğinde, çam ağaçlarının denizle iç içe olduğu şirin Ayten Koyu'na vardınız demektir.  Bu koyda herhangi bir tesis bulunmamakta. Denizi hafif taşlık olmakla beraber her zaman sıcak ve sakindir.

TERSANE ADASI
Körfezdeki adaların en büyüğüdür.  Mübadele sonrasında boşaltılmış eski Rum yerleşiminin kalıntıları yer alıyor adada. Adanın adını aldığı bir tersane ve gözetleme kulesinin kalıntısı karşınıza çıkacak ada gezisinde. Denizcilerin yaz ve kış koyları adını verdikleri iki koy, mavi yolculuk ve günübirlik gezi teknelerinin uğrak yeridir. Dar bir boğazdan girdikten sonra karşınıza çıkan kış koyu birçok yatçının aniden çıkan rüzgarlarda korunmak için sığındığı noktalardan bir tanesi.

DOMUZ ADASI
Prens adası da deniyor. Bir zamanlar adada bol yaban domuzu bulunurmuş.  Adanın rüzgara kapalı limanına tekneler rahatlıkla yanaşıyor ve demirliyor.

HAMAM KOYU (Cleopatra)
Mavi yolculuk ve günübirlik tekne turlarının uğramadan geçmediği koy. Mavi yolculuk tekneleri ve yatlar gecelemeyi çok seviyor. Günübirlik tekneler ise genellikle yemek molasını bu koyda veriyor. İskelenin hemen yanı başında, bir bölümü sular altında kalmış Bizans manastırı kalıntılarını göreceksiniz. Tekneden çıkıp kıyı boyunca ve orman içinde keyifli bir yürüyüş yapabilirsiniz. Kıyıda yatlara hizmet veren çardak lokantalar var.

Kendinize güveniyorsanız Kleopatra Hamam Koyu ya da Yavansu’dan tepeye doğru yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle antik kent Lydae’ye çıkabilirsiniz.

TAŞYAKA KOYU
Tersane Adasının kuzeybatısında yer alan Taşyaka koyu, ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu ve arkadaşlarının 1970’li yıllarda ziyaret ederek hayran kaldığı ve bu seyahat esnasında bir kaya üzerine yaptığı balık resmi nedeniyle Bedri Rahmi Koyu diye anılıyor.

Koyda salaş lokantalar ve yatların yanaşması için ahşap iskeleler bulunuyor. Suyu güzel çeşme, zakkumlarla süslenmiş çakıllı bir plaj, Bedri Rahmi’nin kayaya yaptığı balık resmi, sanatçı Azra Erhat’ın çakıl taşlarından uçurtma mozaiği koya ilgiyi artırır. Kuzeyde çeşme tarafındaki kayalıklara oyulmuş kaya mezarları, teknelere hizmet veren restoranın bulunduğu düzlükte buz gibi su kaynağı dikkat çeker. Kaynak etrafı betonla çevrilmiş ve küçük bir havuz elde edilmiş. Sıcak günlerde havuz çekiyor insanı. Düzlükteki patikayı bulup yokuşu tırmananlar yarım saatlik yürüyüş sonunda üç beş haneli Kilisebelen Köyüne ulaşıyor. Dalaman ovasını, Havaalanını, Kocagöl ve Baba adayı içine alan manzara çok güzel.

SARSALA KOYU
Korunaklı yapısı ve doğal plajı ile hem denize girmek hemde teknede gecelemek için tercih edilen koylardandır. Uzun çakıllı plajı, arkada içlere doğru giren ağaçlıklı ovası, çam ağaçlarıyla kaplı dağlarla çevrelenmiş olması Sarsala’yı çekici kılar. Teknelerin en çok bağlandığı Küçük Sarsala koyunda bir restoran ve iskelesi bulunur. Bu koydan Taşyaka koyuna doğru yüründüğü taktirde Likya uygarlığından kalma kaya mezarları gezilebilir.

YAVANSU VE GÖBÜN KOYLARI
Tropikal coğrafyalarda rastlanabilen nefes kesen sualtı görüntülerine sahiptir. Her iki koyda bulunan ve tekne yolcularına hizmet veren restaurantlar size bu güzel atmosferde farklı anlar yaşama imkanı verir. Kapı ve Merdivenli koylarının sessiz ve sakin kimliği, yalnızlık arayan tekne yolcuları için yemyeşil çamların arasında kaybolmanızı sağlayacaktır. Kolaylıkla karaya çıkmanızı sağlayan sahil bandından kıyıya çıkıp, kısa yürüyüşlerle çevreye göz atıp tanıma imkanı bulabilirsiniz.

SIRALI BÜK LİMANI
Küçük ve büyük Hurmalı koylarını içerir. İsteyen yat ve tekneler bağlanabilir.

OSMAN AĞA KOYU (Çeşmesi)
Hafta sonlarında yerli halkın piknik yapmak ve dinlenmek için tercih ettiği koylardan biridir. Koy içerisinde yılın 12 ayı akan bir çeşme mevcuttur.

AT BÜKÜ (Kargılık-Karanlık koy)
Koy içerisinde yerli halkın kargı diye adlandırdığı kamışlar vardır. Koyun durgun denizi özellikle çocuklu aileler tarafından tercih edilir.

GÜNLÜKLÜ KOY
Günlüklü koy, yakın çevreden pikniğe gelenlerin de akınına uğradığı, plajı ve çevresi güzel bir koydur. Sahilinde çeşme de vardır. Günlüklü içinde kalabalıktan uzağa bağlanmak isteyenler için küçük ve korunaklı koylar da vardır.

BOYNUZ BÜKÜ
Koy içinde yatların yanaşması için ahşap bir iskele bulunmaktadır. Günlük ağaçlarıyla kaplı koyda yapılacak kısa yürüyüşlerde çok sayıda bitki türü ve kuş türüne rastlamak mümkündür.

KİLLE BÜKÜ
Kille bükü sahilinde plaj, plajın arkasında çamların gölgesinde bir kilise kalıntısı bulacaktır karaya çıkanlar.

Kaş

Deniz kıyısında küçük bir sayfiye yeridir.. Hemen 3 miluzaklıkta Yunanistan'ın Meis adası ile komşudur. Etrafı tamamen yeşil maki topluluğu ile örtülüdür. Isı derecesi hiç bir zaman sıfırın altına düşmez. Yıllık nem ortalaması % 54 tür. Kaş'ın etrafında adı bilinen Istlada, Apollonia, İsinda, Kyaenai gibi antik kentler yanında ismi bilinmeyen birçok harabe yeri vardır. Bunlar irili ufaklı antik yerleşimlerdir. Örneğin Tüse Köyü'nün yakınındaki alçak bir tepe üzerinde Tysse adında küçük bir yerleşme bulunur.
Arkeolojik buluntularla kanıtlanan Habesos adı, antik kentin en eski adıdır. Antik kent tarihte Antiphellos ismi ile anılmıştır. Karia ve Likya Bölgeleri arasındaki bağlantıyı sağlayan yolların kesişme noktasında bulunan Antiphellos, aynı zamanda bir ticaret limanıdır.
Makedonya Kralı Büyük İskender'in, Anadolu seferi sırasında, Krallığın egemenliği altına girmiştir. İskender'in genç yaşta ölümünden sonra bölge, Seleukoslar'la Ptolemaioslar arasında el değiştirmiştir. Antik kent, Roma Dönemi'nde önem kazanmış ve Bizans Dönemi'nde Piskoposluk merkezi olmuştur. Bu dönemde Arap akınlarına uğramış daha sonra Anadolu Selçuklu topraklarına katılarak Andifli adını almıştır.Anadolu Selçuklu Devleti'nin yıkılmasını takiben Tekeoğulları Beyliği yönetimi ele geçirmiş ve Osmanlı Devleti ilçeyi Yıldırım Beyazıt zamanında topraklarına katmıştır.
Antik çağlarda, bugün "Teke Yarımadası" olarak bilinen Antalya ile Fethiye körfezleri arasındaki yarımadada yurtlanan Likyalılar'ın, Hitit metinlerinde Lukkalılar olarak adlandırıldıkları ve İ.Ö. 2. binyıl gibi erken bir zamanda güçlü bir ulusal bilince sahip oldukları bilinmektedir. Luwiler'le akraba bu Anadolu halkında "Birlik" kavramı, daha İ.Ö. 15. yüzyıl sonlarında Anadolu halklarının Hititler'e karşı kurduğu Assuwa Konfederasyonu'na girişle vardır. Kadeş'te Mısırlılar'a karşı Hititler'in yanında olmaları, Homeros'un İlyada Destanı'nda Akha Hellenleri'ne karşı Troyalılar'ın yardımına koşmaları, bu bilincin "Anadolu bütünlüğüne" genişleyen somut göstergesidir. İ.Ö. 540 dolaylarında Perslere karşı direnemeyeceklerini görerek, eli silah tutamayan halkını Ksanthos Kalesi'nde toplayıp ateşe verdikleri ve askerlerin son kişiye kadar çarpışarak özgürlük uğruna benzersiz bir kahramanlık destanı yazdıkları Herodot'tan okunur. Bunun kendilerini birliğe taşıyan ulusal dayanışma bilincine dönüşmesi, İ.Ö. 5. yüzyılda Pers ve Atina egemenliğini içlerine sindiremeyişle ve salt bazı kentlerin kendi aralarında birleşmesi biçiminde sürer; Atinalı İsokrates'in İ.Ö. 4. yüzyıl başlarında, "Likyalılara hiçbir zaman hiçbir kimse bey olamadı" demesi de bundandır.